Skip to content
SINCE 2005
THE DIGITAL MEMORY OF SCALE MODELLING

Article

Sun Tzu’dan Dron Kamerasına: Deniz Kamuflajında Aldatmanın Değişen Yüzü

Published:

Original content in Turkish.

Covert Shores’da 26 Temmuz 2026’da yayımlanan bir analiz, aslında uzun süredir bildiğimiz fakat radar, uydu ve gelişmiş sensörler çağında biraz unuttuğumuz bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Kamuflaj, askerî teknolojinin gerisinde kalmış, yalnızca geçmiş savaşlara ait dekoratif bir uygulama değildir.

Rus Donanması’nın Project 22800 Karakurt sınıfı iki füze korveti, Mytishchi ve Burya üzerinde görülen yeni boya şemaları ilk bakışta İkinci Dünya Savaşı’nın dazzle kamuflajlarını çağrıştırıyor. Siyah pruva alanları, büyük beyaz dikdörtgenler, kıçta dama veya şevron benzeri geometriler ve geminin doğal yatay-dikey çizgileriyle çelişen desenler kullanılmış. Mytishchi’de siyah çizgiler bordadan başlayıp üstyapı boyunca devam ediyor. Her iki gemide de ayrıca kapsamlı dron savunma ağları bulunuyor. Dolayısıyla karşımızdaki şey estetik bir tercih değil; açıkça belirli bir tehdit ortamına verilmiş cevap. Sutton’ın değerlendirmesine göre bu desenler, Baltık’ta gemilere yaklaşan Ukrayna taarruz dronlarının operatörlerini şaşırtmayı amaçlıyor olabilir.

Bunu “dazzle geri döndü” diyerek geçmek mümkün. Fakat böylesi kolay bir benzetme, asıl ilginç tarafı gözden kaçırır. Çünkü geri dönen şey, yüz yıl önceki desenlerin kendisinden çok, onların arkasındaki düşüncedir. Kamuflaj tarihi yalnızca bir hedefi çevrenin içinde kaybetme çabasının tarihi değildir. En az onun kadar, düşmanın gördüğü şeyden yanlış sonuç çıkarmasını sağlama tarihidir.

Bu noktadan geriye doğru baktığımızda, yol ister istemez Sun Tzu’ya kadar uzanıyor.

Sun Tzu’nun genellikle “Bütün savaşlar aldatmaya dayanır” şeklinde çevrilen sözü, aldatmayı yalnızca yalan haber yaymak veya gerçek niyeti saklamak anlamında kullanmaz. Devamında verdiği örneklerde esas olarak gerçek durum ile düşmanın algıladığı durum arasındaki bağın koparılmasını tarif eder: Güçlüyken zayıf görünmek, yakındayken uzakta olduğu izlenimini vermek, harekete hazırlanırken hareketsizmiş gibi davranmak veya düşmanı kuvvetini yanlış yerde toplamaya zorlamak.

Kamuflaj, bu soyut ilkenin fiziksel yüzeylere taşınmış biçimlerinden biridir. Boya, ağ, gölge, biçim ve ışık yalnızca hedefi saklamaz; hedef hakkında üretilecek bilgiyi de yönlendirir.

Bir nesne çevresiyle kaynaştırılabilir. Dış hatları parçalanabilir. Olduğundan küçük, uzak, yavaş veya önemsiz gösterilebilir. Hatta hedefin yönü, sürati, sınıfı ya da hangi parçasının gerçek olduğu konusunda bilinçli olarak yanlış ipuçları üretilebilir.

Bu yüzden kamuflajın amacı her zaman “beni görme” değildir. Bazı durumlarda daha gerçekçi ve daha kullanışlı olan şudur: “Beni görebilirsin, ama doğru okuyamazsın!”

Karada kamuflaj nispeten daha anlaşılır bir problemdir. Araç, bina veya mevzi çoğu zaman belli bir coğrafyanın içinde bulunur. Toprak, bitki örtüsü, kaya yapısı veya kentsel doku incelenerek baskın renkler ve desenler belirlenebilir. Çevre bütünüyle sabit olmasa bile hedefin hangi arka plan önünde görüleceği aşağı yukarı tahmin edilebilir.

Denizde ise aynı rahatlık yoktur. Bir savaş gemisinin arka planı sürekli değişir. Aynı gemi birkaç dakika içinde deniz yüzeyi, açık gökyüzü, bulut tabakası, sis, kıyı şeridi veya güneşin parladığı bir ufuk önünde görülebilir. Gözlem yüksekliği değiştiğinde arka plan da değişir. Denizaltının periskobundan bakıldığında geminin arkasında çoğunlukla gökyüzü vardır; havadan bakıldığında ise gemi bütünüyle deniz yüzeyi üzerinde görülür. Güneşin yönü, dalga, pus, yağmur ve günün saati bu görüntüyü sürekli yeniden kurar.

Üstelik yüzlerce metre uzunluğunda, bacaları ve üstyapısı ufuk çizgisinin üzerine çıkan bir gemiyi bütünüyle görünmez yapmak zaten çoğu zaman mümkün değildir.

Bu yüzden deniz kamuflajı daha başından itibaren yalnızca görülmeyi geciktirmeye değil, gemi hakkında yapılan hesabı bozmaya yönelmiştir. Bir denizaltı komutanı için gemiyi görmek yeterli değildir. Torpido atabilmek için hedefin rotasını, süratini, pruva açısını, menzilini ve belirli bir süre sonra nerede bulunacağını tahmin etmesi gerekir. Gemi saklanamıyorsa bile bu tahminler bozulabilir. Birinci Dünya Savaşı’nın dazzle kamuflajı tam olarak bu aralıktan doğmuştur.

Britanyalı deniz ressamı ve deniz subayı Norman Wilkinson’la özdeşleşen dazzle sistemi, gemileri denizin veya gökyüzünün rengine boyayarak kaybetmeye çalışmıyordu. Tam tersine, gemiler çoğu zaman eskisinden daha dikkat çekici hâle geliyordu.

Siyah, beyaz, mavi ve gri gibi birbirine zıt tonlar; çapraz şeritler, büyük geometrik alanlar, eğriler ve kırık çizgilerle yan yana getiriliyordu. Desenler gerçek su hattını kesiyor, borda çizgileriyle çelişiyor, pruva-kıç ayrımını bulanıklaştırıyor ve üstyapının gövdeyle ilişkisini bozuyordu. Amaç geminin varlığını inkâr etmek değil, onun geometrisini güvenilmez hâle getirmekti.

Dazzle’ın nasıl geliştirildiğini görmek için Londra’daki Imperial War Museum’un koleksiyonu ayrıca ilginçtir. Müzenin kafeteryasında, Wilkinson’ın tasarımlarını sınamak için hazırlanan ahşap ve tel modellerden oluşan büyük bir vitrin sergilenmiştir. Koleksiyonun müze kaydında 53 ayrı gemi modeli bulunduğu belirtilir. Bunlar yalnızca sergileme amacıyla yapılmış maketler değildi. Dönemin Camouflage Section personeli bu küçük gemileri döner bir tabla üzerine yerleştiriyor, farklı yön ve ışık şartlarında periskop benzeri bir düzenekten gözlüyordu. Uygun bulunan desenler daha sonra gerçek gemilerin bordalarına ölçekleniyordu. Bir kafeteryanın ortasında duran bu küçük, tuhaf boyalı gemiler aslında erken dönem bir görsel hedefleme laboratuvarının kalıntılarıdır.

Imperial War Museums’un dazzle açıklamasında da vurgulandığı gibi sistem, gemiyi tamamen saklamaktan çok denizaltı komutanının geminin boyutunu, biçimini, rotasını ve süratini doğru hesaplamasını zorlaştırmayı amaçlıyordu.

Torpido, hedefin görüldüğü yere değil, hedefle torpidonun gelecekte kesişeceği noktaya atılır. Bunun için gözlemci birkaç kısa periskop bakışından hareketle bir çözüm üretmek zorundadır. Geminin pruva açısındaki veya süratindeki küçük bir yanılgı bile torpidonun hedefin önünden ya da arkasından geçmesine yol açabilir.

Dazzle’ın savaş boyunca ne kadar başarılı olduğu konusunda hâlâ tartışma vardır. Fakat burada bizim açımızdan önemli olan istatistikten çok yöntemdir. Wilkinson gemiyi saklamaya çalışmıyordu. Gözlemcinin gördüğü görüntü ile geminin gerçek hareketi arasına kasıtlı bir hata yerleştiriyordu.

Sun Tzu’nun aldatma anlayışına daha yakın olan da budur. Hedef ortadan kaybolmaz; düşman kendi gözlemine güvenerek yanlış sonuca ulaşır.

İkinci Dünya Savaşı’na gelindiğinde görsel kamuflaj ortadan kalkmadı, ancak çözmesi gereken problem genişledi. Bir gemi artık yalnızca başka bir geminin köprüüstünden veya denizaltı periskobundan gözlenmiyordu. Deniz karakol uçakları, bombardıman uçakları, kıyı gözetleme noktaları ve giderek gelişen optik cihazlar hedefe farklı açılardan bakıyordu.

Radar, boyanın sağlayabileceği korumanın sınırlarını açıkça gösterdi. Bununla birlikte radar teması, hedefin her zaman tam olarak teşhis edildiği veya silahın otomatik olarak hedefe yöneltildiği anlamına gelmiyordu. Görsel temas; ilk tespit, sınıflandırma, gece yaklaşması, topçu ateşi, hava taarruzu ve dost-düşman ayrımı bakımından hâlâ önemliydi.

Böylece “Bir savaş gemisi hangi renge boyanmalı?” sorusu anlamını kaybetmeye başladı. Asıl sorulması gereken şuydu: “Hangi gözlemciye karşı, hangi açıdan, hangi hava ve ışık şartlarında?”

Yüzeyden bakıldığında etkili olan bir boya, havadan bakıldığında gemiyi açıkça ortaya çıkarabilirdi. Kuzey Atlantik’in puslu ve kapalı havası için uygun olan renk, Akdeniz’in sert güneşinde işe yaramayabilirdi. Gece için seçilen koyu bir ton, açık renkli ufuk önünde tekneyi siyah bir kesik gibi gösterebilirdi.

Kamuflaj artık tek cevaplı bir renk problemi değil, birbiriyle çelişen ihtiyaçların dengelendiği harekât problemi hâline gelmişti.

Kriegsmarine Schnellboot’larının büyük bölümünde kullanılan beyaza yakın açık gri ton, bu değişen mantığın en güzel örneklerinden biridir. Sonraki kaynaklarda genellikle Schnellbootweiss olarak adlandırılan bu renk, teknelerin tamamında ve savaşın her döneminde bire bir aynı değildi. Kimi tekneler neredeyse beyaz görünürken kimileri daha belirgin bir açık gri taşıyordu. Yine de genel tercih, gece harekâtı yapan bu küçük ve hızlı tekneleri siyaha boyamak değil, beklenmedik biçimde açık bir tonda tutmaktı.

İlk bakışta bunun ters olması gerektiği düşünülebilir. Gece çalışan bir hücumbot siyah olmalıdır. Fakat denizde gece, siyah bir fon anlamına gelmez. Ay, yıldız ışığı, bulut örtüsü ve atmosferik saçılma nedeniyle ufuk çoğu zaman deniz yüzeyinden daha açık görünür. Koyu renkli bir tekne bu açık şerit üzerinde belirgin bir silüet oluşturur.

Açık gri veya kırık beyaz ise özellikle alacakaranlıkta ve ufuk seviyesine yakın gözlemde teknenin gökyüzüyle oluşturduğu kontrastı azaltabilir. Burada amaç her yönden ve her şartta görünmez olmak değildir. Kritik yaklaşma anında, doğru arka plan önünde birkaç saniye daha geç fark edilmek yeterlidir.

Schnellbootweiss bize renk adlarının tek başına fazla şey anlatmadığını gösterir. Siyah her zaman gece rengi, beyaz da her zaman gündüz rengi değildir. Belirleyici olan, boya ile arka plan arasındaki ışıklılık farkıdır.

RAF’ın foto-keşif uçaklarında kullanılan PRU Pink de aynı düşüncenin havadaki karşılığıdır.

Burada söz konusu olan renk, oyuncak pembesi gibi parlak ve doygun bir ton değildi. Griye, kirli beyaza ve çok soluk pembeye yaklaşan düşük kontrastlı bir renkti. Bazı foto keşif Spitfire’larında kullanılan bu boya özellikle gün doğumu, gün batımı, pus ve alçak bulut şartlarıyla ilişkilendirilir. Imperial War Museums da pembe Recce Spitfire’larını, bu ışık şartlarında yapılan görevler bağlamında ele alır.

Amaç uçağı genel anlamda “gökyüzünün rengine” boyamak değildi. Zaten gökyüzünün tek bir rengi yoktur. Yüksek irtifada koyu mavi görünen gökyüzü, ufka yaklaştıkça beyaza dönebilir; gün doğumu ve batımında sıcak bir tona bürünebilir; pus ve ince bulut tabakası mavi ışığı tamamen dağıtabilir.

Yüksek irtifa foto keşif görevlerinde kullanılan PRU Blue ile daha alçak seviyede ve belirli ışık şartlarında kullanılan PRU Pink’in birbirinden bu kadar farklı olması tesadüf değildir. Renk platforma göre değil, görevin yapıldığı atmosfer tabakasına göre seçilmiştir.

Schnellbootweiss ile PRU Pink arasında doğrudan teknik bir bağ yoktur. Fakat ikisi aynı düşünceye dayanır: Doğru kamuflaj rengi, aracın ne olduğuna değil, hangi arka plan önünde ve hangi anda görülmesinin beklendiğine göre belirlenir.

Kriegsmarine’nin büyük yüzey gemilerinde kullanılan kamuflajlar ise düşük görünürlük ile doğrudan yanıltmayı aynı borda üzerinde birleştirdi.

Bismarck’ın Baltık şeması bunun en bilinen örneğidir. Geminin bordası ve üstyapısı boyunca devam eden siyah-beyaz eğik şeritler, normalde geminin formunu okumamızı sağlayan yatay ve dikey çizgileri kesiyordu. Baş ve kıçın koyu griye boyanması, geminin açık renkte kalan orta bölümünü gerçek gövdeymiş gibi gösteriyor; böylece gemi olduğundan daha kısa algılanabiliyordu. Boyalı beyaz baş ve kıç dalgaları ise gerçek su hareketinden bağımsız sahte bir hız ve hareket işareti üretiyordu. Bismarck’ın 1941 başındaki Baltık görünümünde üç siyah beyaz eğik şerit, koyu baş-kıç alanları ve sahte beyaz dalgalar birlikte kullanılmıştı.

Burada üç ayrı yöntem üst üste biniyordu. Eğik şeritler silüeti parçalıyor, koyu uçlar geminin görünen uzunluğunu değiştiriyor, sahte dalga izleri de sürat ve hareket hakkında yanlış ipucu veriyordu.

Bu, klasik anlamda saklanmanın ötesindedir. Gözlemciden gemiyi görmemesi beklenmez. Gördüğü geminin geometrisini yanlış kurması beklenir.

Danimarka Boğazı Muharebesi’nde yaşanan ilk teşhis karmaşası, meselenin ne kadar kritik olduğunu gösterir. Prinz Eugen, Bismarck’ın radarının devre dışı kalması üzerine Alman hattının önüne geçmişti. İngilizler ise Bismarck’ın hâlâ önde olduğunu varsayıyordu. İki geminin uzak mesafeden birbirine benzeyen silüetleri de buna eklenince, Amiral Holland öndeki Prinz Eugen’i Bismarck sanarak ateş emri verdi. Prince of Wales doğru hedefi seçmişti; Hood ise bir süre Prinz Eugen’i ateş altında tutmaya devam etti.

Bu karışıklığı doğrudan Bismarck’ın Baltık kamuflajına bağlamak doğru olmaz. Siyah beyaz şeritler, gemi Norveç’ten ayrılmadan önce boyanarak kapatılmıştı. Ancak olay, kamuflaj tasarımcılarının neden geminin silüeti, görünen uzunluğu ve sınıf teşhisi üzerinde bu kadar durduğunu çok iyi anlatır. Muharebenin ilk dakikalarında yanlış gemiye ateş açılması için hedefin görünmez olması gerekmez; yanlış okunması yeterlidir.

ABD Donanması ise İkinci Dünya Savaşı sırasında kamuflajı tek tek gemilere uygulanan, büyük ölçüde sanatçı sezgisine dayalı bir iş olmaktan çıkarıp standartlaştırılmış bir sisteme dönüştürdü.

SHIPS-2 talimatlarında renkler, yansıtma değerleri, yatay ve dikey yüzeylerin boyanması, desenlerin gemiye nasıl aktarılacağı ve hangi harekât şartlarında hangi sistemin kullanılacağı ayrıntılı biçimde tanımlanıyordu. Artık mesele yalnızca “güzel bir desen” bulmak değildi; belirli bir tehdide karşı kabul edilebilir görünürlük dengesini kurmaktı.

Measure 21’de bütün dikey yüzeyler Navy Blue, güverteler ise Deck Blue ile boyanıyordu. Sistem özellikle hava tehdidinin ağır bastığı bölgelerde tercih ediliyordu. Havadan tespit ve teşhisi zorlaştırması beklenirken, yüzey gözlemcisine karşı yüksek görünürlük göze alınıyordu. Yani tasarımın zayıflığı bilinmiyor değildi; belirli bir tehdide karşı bilinçli olarak kabul ediliyordu.

Measure 22’de gövdenin alt bölümü koyu Navy Blue, bunun üzerindeki yüzeyler Haze Gray idi. İki renk arasındaki sınır güverte çizgisini takip etmiyor, su hattına paralel düz bir hat oluşturuyordu. Bu sert yatay ayrım, özellikle yüzeyden bakıldığında gemiyi ufukla ilişkilendiriyor ve olduğundan daha uzakta algılanmasına yardım edebiliyordu. Sistem, hava gözleminin daha düşük ihtimal olduğu fakat yüzey topçusu veya kıyı bataryalarıyla karşılaşma olasılığının bulunduğu açık ve aydınlık bölgeler için düşünülmüştü.

1943’te geliştirilen Measure 31, 32 ve 33 aileleri ise Amerikan dazzle yaklaşımının daha sistematik hâliydi. Aynı temel desen, koyu, orta veya açık ortalama yansıtma değerleriyle uygulanabiliyordu. Büyük geometrik alanlar geminin doğal çizgilerini kesiyor, rota ve sınıf teşhisini zorlaştırıyordu. Desenler gemi tiplerine göre hazırlanıyor; borda, kıç, üstyapı uçları ve açık güverteler tek bir görsel kurgu içinde ele alınıyordu. ABD Donanması arşivlerinde bu desenlerin sınıflara göre hazırlanmış ayrıntılı planları hâlâ görülebilir.

Amerikan yaklaşımının önemi, tek bir “en iyi kamuflaj” aramamasındadır. Measure 21 hava tehdidine öncelik veriyor, Measure 22 yüzey muharebesi şartlarını öne çıkarıyor, 31–33 ailesi ise görünmez olmaktan çok rota ve kimlik teşhisini bozmayı amaçlıyordu.

Kamuflaj artık yalnızca boya seçimi değildi. Tehdit, gözlem açısı, çevre, sensör ve görev arasında kurulan bir mühendislik denklemiydi.

Sun Tzu’dan dazzle’a, Schnellbootweiss’tan PRU Pink’e, Bismarck’ın Baltık şemasından Amerikan Measure sistemlerine kadar uzanan çizginin ortak tarafı şudur: Kamuflaj pasif bir saklanma faaliyeti değildir.

Elbette hedef mümkünse görünmez hâle getirilir. Ancak bu mümkün olmadığında düşmanın karar verme sürecine müdahale edilir. Hedef birkaç saniye geç fark edilebilir, yanlış sınıflandırılabilir, olduğundan küçük veya önemsiz sanılabilir. Rotası, sürati ve pruva açısı hatalı hesaplanabilir; gövdeyle üstyapı arasındaki ilişki bozulabilir veya hangi bölümün vurulması gerektiği konusunda tereddüt yaratılabilir.

Bu nedenle kamuflajı yalnızca “görünürlüğü azaltmak” şeklinde tanımlamak eksiktir. Daha doğru tarif, düşmanın algılama, teşhis, değerlendirme ve angajman zincirine kontrollü hata sokmaktır.

Bu tarihsel çerçeve, 2023 yılında Karadeniz’de ortaya çıkan Rus uygulamasını anlamayı da kolaylaştırıyor.

  1. I. Sutton’ın Naval News’te 22 Haziran 2023’te yayımlanan analizinde, Karadeniz Filosu’na ait Admiral Grigorovich sınıfı bir fırkateynin, büyük ihtimalle Admiral Essen’in, baş ve kıç bölümlerinin koyu renge boyandığı görülüyordu. Aynı görünümün farklı tarihlerde ve farklı limanlarda çekilen uydu görüntülerinde tekrarlanması, bunun ışık veya gölgeden değil, bilinçli bir boya uygulamasından kaynaklandığını gösteriyordu.

Yöntem basitti. Geminin başı ve kıçı koyulaştırılıyor, ortada kalan açık renkli bölüm gerçek gövdeymiş gibi gösteriliyordu. Uzaktan veya düşük kaliteli bir kamera görüntüsünden bakıldığında gemi olduğundan daha kısa görünebilirdi.

Bu uygulama, Bismarck’ın koyu baş-kıç alanları ve sahte dalga izleriyle aynı düşünce ailesine aitti. Amaç gemiyi çevrenin içinde eritmek değil, boyutu ve dolayısıyla sınıfı hakkında yanlış bilgi vermekti.

Bu yüzden 2023 uygulamasına dazzle demek doğru değildir. Dazzle, çok sayıda çelişkili çizgiyle geminin geometrisini parçalar. Burada ise gözlemciye daha belirli bir yanılsama, sahte bir gövde boyu sunuluyordu. Başka bir ifadeyle bu, disruptive camouflagedan çok deceptive camouflage, yani bozucu kamuflajdan ziyade yanıltıcı kamuflajdı.

Uygulamanın bağlamı da önemlidir. Ukrayna’nın insansız suüstü araçlarında hedef seçimi, kameradan gelen görüntüyü izleyen operatör tarafından yapılıyordu. Deniz seviyesine yakın ilerleyen aracın kamerası; dalga, karanlık, görüntü sıkıştırması ve iletişim sorunları nedeniyle operatöre zaten sınırlı bir görüntü sunuyordu. Böyle bir ortamda değerli bir fırkateyni daha küçük veya daha önemsiz bir gemi gibi gösterecek birkaç boya kutusu bile denenmeye değer görülmüş olmalıdır.

Bismarck’ın silüetini dürbün veya optik mesafe ölçer üzerinden değerlendiren gözcünün yerini artık bir deniz dronunun kamerasına uzaktan bakan operatör almıştı.

Covert Shores’un 2026 tarihli analizi bu noktada özellikle değerlidir. Sutton, Rus gemilerinin baş ve kıçının siyaha boyandığı önceki uygulamaların dazzle olmadığını birkaç yıldır vurgularken, Mytishchi ve Burya üzerindeki yeni şemaları bu kez gerçekten dazzle esintili desenler olarak değerlendiriyor.

Yeni şemalarda yalnızca geminin boyunu kısaltan koyu uçlar yoktur. Büyük beyaz dikdörtgenler, siyah pruva alanları, kıçtaki dama veya şevron biçimleri, üstyapıya taşınan lekeler ve gövde yüksekliğini kesen dalgalı çizgiler geminin yapısal bütünlüğünü parçalamaktadır.

2023 uygulaması gözlemciye daha kısa bir gemi gösteriyordu. 2026’daki uygulama ise geminin gerçek geometrisini okumayı zorlaştırıyor.

Tehdit yönü de değişmiştir. Karadeniz’deki insansız suüstü araçları gemiye deniz seviyesinden yaklaşıyordu. Baltık’taki tek yönlü taarruz İHA’ları ise hedefi yukarıdan, çoğu zaman eğik ve hızla değişen bir açıdan görüyor. Bu nedenle yalnızca bordayı boyamak yeterli değildir. Güverte, üstyapı, baş ve kıçın havadan bakıldığında oluşturduğu bütünlük de hesaba katılmak zorundadır.

Birinci Dünya Savaşı’nda aldatılmak istenen kişi, birkaç kısa periskop bakışından torpido çözümü çıkarmaya çalışan denizaltı komutanıydı. İkinci Dünya Savaşı’nda buna optik mesafe ölçer kullanan topçu personeli ve havadan hedef teşhisi yapan pilot eklendi. Bugün görüntü, insansız bir aracın kamerasından kilometrelerce uzaktaki operatöre ulaşıyor; bazı durumlarda hedef seçimine görüntü işleme yazılımları da eşlik ediyor.

Bu noktada gözlem artık çıplak göz ile hedef arasındaki doğrudan ilişki değildir. Lens, görüş açısı, görüntü sabitleme, veri sıkıştırma, ekran çözünürlüğü, bağlantı gecikmesi ve yazılım, görüntünün nasıl algılanacağını belirleyen katmanlar hâline gelmiştir.

Otomatik nesne tespit sistemlerini yanıltmak üzere geliştirilen yüzey desenleri ve adversarial kamuflaj çalışmaları da bu dönüşümün yönünü gösteriyor. Dron görüntülerinde çalışan nesne algılama sistemlerinin, araçların üzerine yerleştirilen belirli desenlerle yanıltılabildiğini gösteren deneyler bulunuyor.

Bu durum, Rus korvetlerindeki desenlerin otomatik hedef tanıma algoritmalarına karşı özel olarak hesaplandığı anlamına gelmez. Elimizde bunu gösterecek yeterli veri yoktur. Ancak kamuflajın gelecekte yalnızca insan gözünün ne gördüğüne göre değil, makinenin görüntüyü nasıl parçaladığına, hangi kenarları takip ettiğine ve nesneyi hangi sınıfa yerleştirdiğine göre de şekilleneceği açıktır.

Başka bir ifadeyle boya hâlâ boya, çizgi hâlâ çizgidir. Fakat aldatılmak istenen göz artık yalnızca insan gözü değildir.

Covert Shores’da görülen 2026 tarihli desenleri, yüz yıl önceki dazzle kamuflajının geri dönüşü olarak tanımlamak kolaydır. Ancak burada geçmişteki bir yöntemin aynen tekrarından çok, aynı temel düşüncenin yeni bir teknoloji çevresine uyarlanması söz konusudur.

Dazzle, periskoptan bakan denizaltı komutanının hesabını bozmak için geliştirilmişti. Bugünkü desenler ise kamera, veri bağı, uzak operatör ve muhtemel görüntü işleme katmanlarından oluşan daha karmaşık bir hedefleme zincirine karşı kullanılmaktadır. Değişmeyen, düşmanın gördüğü nesne hakkında doğru sonuç üretmesini engelleme isteğidir. Değişen, bu sonucu üreten araçlar ve gözlem geometrisidir.

Bu durum, deniz savaşında daha geniş ölçekte yaşanan bir dönüşümün de küçük fakat açıklayıcı bir örneğidir. Geçmişte ortaya çıkan bazı düşünceler, onları doğuran platformlarla birlikte ortadan kaybolmuyor; yeni sensörler, haberleşme imkânları ve insansız araçlarla birleşerek yeniden işlev kazanıyor.

Dazzle’ın bugün tekrar anlamlı hâle gelmesiyle küçük ve görece ucuz araçların büyük savaş gemilerinin hareket serbestisini sınırlaması arasında bu bakımdan ortak bir çizgi vardır. Her iki durumda da eski bir düşünce, çağdaş teknolojinin sağladığı imkânlarla daha geniş bir hedefleme ve harekât sisteminin parçası hâline gelmektedir.

On dokuzuncu yüzyılın sonunda Jeune École’ün torpido botları ve mayınlarla kurmaya çalıştığı maliyet ve risk dengesizliği de bu çizginin tarihsel örneklerinden biridir. Ancak günümüz dron savaşını Jeune École’ün basit bir geri dönüşü olarak görmek, 2026’daki Rus desenlerini Birinci Dünya Savaşı dazzle’ının tekrarı saymak kadar eksik olur.

Günümüz dron savaşı, Jeune École’ün aynen geri dönüşü değil, onun temel fikrinin teknolojik olarak olgunlaşmış biçimidir. Bugünün küçük platformu yalnızca torpido veya patlayıcı taşıyan bağımsız bir araç değildir. Kamera, veri bağı, uzaktaki operatör, dışarıdan sağlanan hedef bilgisi ve daha geniş bir keşif-taarruz ağının parçasıdır.

Kamuflajdaki değişim de aynı yönde ilerlemektedir. Dazzle geri dönmemiş; dazzle’ın arkasındaki aldatma ilkesi yeni gözlem araçlarına, yeni yaklaşma geometrilerine ve yeni saldırı biçimlerine göre yeniden kurulmuştur.

Geleceğin deniz savaşını anlamak için bu nedenle yalnızca platformların büyüklüğüne, süratine veya taşıdığı silahlara bakmak yeterli olmayacaktır. Küçük ve kolayca çoğaltılabilen araçların sensörler, ağlar, yazılım ve aldatma yöntemleriyle birleştiğinde büyük ve pahalı platformların hareket alanını nasıl değiştirdiğine de bakmak gerekecektir.

Sun Tzu açısından sonuç değişmemiştir: Düşmanın baktığı şeyi gizlemek her zaman mümkün olmayabilir. Fakat neye baktığını, onun nasıl hareket ettiğini ve ne kadar değerli olduğunu yanlış anlamasını sağlamak çoğu zaman yeterlidir.

Kaynakça

Adhikari, Ajaya, Richard den Hollander, Ioannis Tolios, Michael van Bekkum, Anneloes Bal, Stijn Hendriks, Maarten Kruithof, Dennis Gross, Nils Jansen, Guillermo Pérez, Kit Buurman ve Stephan Raaijmakers. “Adversarial Patch Camouflage against Aerial Detection.” arXiv, 31 Ağustos 2020. arXiv:2008.13671. Erişim 31 Temmuz 2026.

Förderverein Museums-Schnellboot e.V. “Farbgebung der S-Boote der Kriegsmarine.” Erişim 31 Temmuz 2026.

González López, Manuel P. “Bismarck Line Drawings and Paint Schemes.” KBismarck.com. Erişim 31 Temmuz 2026.

Imperial War Museums. “Dazzle Painted Ship Model Type 14G.” IWM Collections. Erişim 31 Temmuz 2026.

Imperial War Museums. “How to Hide a Warship: First World War Dazzle Camouflage.” IWM Learning. Erişim 31 Temmuz 2026.

Imperial War Museums. “Imperial War Museums Partner with Patternity: The Fleet of Dazzle.” Basın bülteni. Erişim 31 Temmuz 2026.

Imperial War Museums. “Unbelievable Images from Weird War Two.” Erişim 31 Temmuz 2026.

Smallshaw, William. “History Lessons for the Hellscape.” U.S. Naval Institute Proceedings 152, no. 7 (Temmuz 2026).

Sutton, H. I. “Russian Navy Attempts to Disguise Its Most Powerful Warship in Black Sea.” Naval News, 22 Haziran 2023. Erişim 31 Temmuz 2026.

Sutton, H. I. “Russian Navy Reverts to Dazzle Camouflage to Hide from Drones.” Covert Shores, 26 Temmuz 2026. Erişim 31 Temmuz 2026.

Sun Tzu. The Art of War. Çev. Lionel Giles. Internet Classics Archive. Erişim 31 Temmuz 2026.

United States Navy, Bureau of Ships. Ship Camouflage Instructions: United States Navy Ships—2. 2. baskı. Washington, DC: Bureau of Ships, Haziran 1942. Çevrim içi tıpkıbasım, Historic Naval Ships Association. Erişim 31 Temmuz 2026.

Wills, Steven. “The Jeune École Offers Lessons for a New Contested Maritime Environment.” Naval History 38, no. 4 (Ağustos 2024).

Yakın zamanda açık kaynak savunma haberlerinde karşıma çıkan bazı sıra dışı gemi boyamaları, uzun süredir yazmak istediğim kamuflaj konusuna dönmem için iyi bir vesile oldu. Kişisel ilgi alanlarımla da örtüşen bu yazıda, Sun Tzu’dan dazzle kamuflajına, oradan da dron kameraları çağındaki görsel aldatmaya uzanan çizgiyi ele aldım.

Contributors

  • Ufuk Aydıner Writer

Bu yayını paylaş

Adresi seçip cihazınızın kopyalama komutunu kullanın.